Sırt Ağrıları

Img

FibromiyaljiFibromiyalji kas sisteminin yaygin agri ve yorgunlugudur. Kaslarda sizlama ve sertlik, belirli noktalarda bastırmakla ağrı vardir. Fibromiyalji de genellikle altta yatan bir neden saptanamamaktadır. Bu nedenle yumuşak doku romatizması diyerek geçiştirilmektedir.

Fibromiyalji genellikle kadinlarda ve 40-50 yas grubunda görülür. Vücudun çesitli bölgelerinde kas iskelet sisteminde agri, dokularda sertlik ve sislik hissi olur. Birlikte,  sabah yorgunlugu ve genel yorgunluk, uyku bozuklugu (sık sık uyanma), bas agrisi, ağrılı adet görme, irritabl bagirsak sendromu, genel depresyon sıklıkla  görülür.

Fizik muayenede belirgin bulgular yoktur. Sadece kaslarda ağrılı bölge yada noktalar vardır. Ayrica yüzeysel kızarıklıki, deride renk degisikligi ( esmerleşme) olabilir. Altta yatan bir hastalik varsa kaslarda sislik, eklem hareketinde kisitlilik, his kaybı ve reflekslerde degisiklik görülebilir.

Amerikan Romatoloji Koleji tarafindan belirlenen fibromiyalji kriterleri asagidaki gibidir:

a. Yaygin agri anamnezi

Tanim: Sag kol, sol kol, üst bel, alt bel ve kalça bölgelerinin en az üçünde yaygin agri.

b. Palpasyonla asagidaki 18 hassas noktanin 11'inde agri (4 kg kadar agirlik vererek parmak ile palpasyon uygulanir) (Sekil 4).

Ø Oksipital: bilateral, suboksipital bölgelerde hassasiyet

Ø Alt servikal: bilateral, C5-C7 seviyesinde intertansvers araliklarin ön yüzünde hassas bölgeler

Ø Trapez: bilateral, üst sinirin ortasinda

Ø Supraspinatus: bilateral, spina skapulanin medial kenarinin yaninda

Ø Ikinci kaburga: bilateral, ikinci kostokondral eklemde ve bunlarin üst yüzeylerinde

Ø Lateral epikondil: bilateral, epikondilin 2 cm distalinde

Ø Gluteal: bilateral, kalçanin üst dis kadraninda, kasin ön kivriminda

Ø Büyük trokanter: bilateral, trokanterik çikintinin arka tarafinda

Ø Diz: bilateral, eklem çizgisinin medial tarafindaki yagli bölgede

 

Miyofasyal Agri ve Fibromiyaljinin Farkliliklari 

Heri iki agri sendromu birbirine benzemekle birlikte ayri birer sendrom olarak degerlendirilmektedir. Miyofasyal agri sendromunda ağrılı nokta ele gelirken, fibromiyalji daha yaygin bir özellik göstermektedir. Miyofasyal agri sendromu daha akut seyrederken fibromiyalji kronik özellik gösterir. Miyofasyal agri sendromunda daha az sayida nokta vardir. Fibromiyaljide ise en az 11 noktanin bulunmasi gerekir. Yorgunluk ve uyku bozuklugu fibromiyaljide daha belirgindir. Bas agrisi fibromiyaljide daha sik görülür. Irritabl kolon yine fibromiyaljide daha siktir.

Görüldüğü üzere bu hastalığın bu bakış açısı ile tanısı oldukça zordur. Bu durumda aynı bakış açısı ile tedavisi de daha zor olacaktır.

Tedavi

Miyofasyal agri sendromu ve fibromiyalji için bir çok tedavi yöntemi denenmekle birlikte hiçbirinin etkinligi tam olarak kanitlanamamistir. Hastanin egitimi ve tetikleyen etkenlerin ortadan kaldirilmasi ilk adim olmalidir. Bunlarin basinda kas rahatlatılması ve uyku bozuklugu gelir.

Derin masaj, yüzeyel isi uygulamasi, sicak kompres, yüksek siddette galvanik stimulasyon ve progresif gevseme, EMG, biofeedback gibi fizik tedavi yöntemleri kısmi ve geçici rahatlamalar sağlayabilir.

Miyofasyal agri sendromu tedavisinde en etkili yöntemlerden bir digeri triger noktaya lokal anestetik enjeksiyonudur. Steroid ( kortizon) eklemeden uygulanmasi  dogru olacaktır.

Medikal tedavide hastaya trisiklik antidepresanlar verilebilir. Amitriptilin ve magnezyumun etkili oldugu durumlar vardir.

Bu tedaviler kısmi rahatlamalar ve geçici çözümler olacaktır. Yapılacak bütünsel değerlendirmelerle rahatsızlıkların temel nedenleri bulunmalıdır. Burada kaslardaki lenfatik drenaj bozuklukları ağrılı tetik noktaları oluşmaktadır. Bunların düzenlemesi gerekmektedir. Bu nedenler saptandıktan sonra bunlara yönelik ağrı tedavileri ile kalıcı ve tam tedavi yolu açılacaktır. Burada uyku bozukluğunun temel nedenlerinden birisi de hormonal disfonksiyonlar olabilir. Bunların trisiklik antidepresanlarla geçiştirilmesi geçici süre olacaktır. İlave edilen hormonal eksen tedavileri hastalığın kalıcı tedavisini sağlayacaktır.

YANSIYAN AĞRILAR

Her bireyde doğuştan var olan veya sonradan kazanılmış zayıf bölgeler vardır. Bu zayıf bölgeler, biyokimyasal zararlılara karşı daha duyarlıdır. Bu nedenle vücudumuzun herhangi bir yerinde oluşan zararlı etkiler, çok uzakta bile olsa bu zayıf bölgelerde şikayetlere neden olabilirler. Ayrıca, anne karnında ilk döllenmeden sonra oluşan gelişme sırasında aynı kök hücrelerden, değişen organların birbirlerinden uzakta da olsa cilt üzerinde ve kaslarda yansıma alanları vardır. Bu nedenle organlarımızda oluşan bir rahatsızlık durumunda, bu zayıf noktalar ve cilt-kas bölgelerinde renk değişikliği, cilt bozuklukları, kasılmalar-kramplar, yanmalar ve ağrılar olur.  Bu uzak bölgelerdeki ortaya çıkan ağrılara “yansıyan ağrı” diyebiliriz.

Örneğin; sık sık bademcik iltihaplanması geçiren kişilerin bazılarında, eklem romatizması gibi sorunlar oluşurken, bazılarında disk kayması veya astım sorunları gelişebilir. Yine bu hastalarda bademciklerin yansıma alanları olan boyun alt bölgelerinde kas (trapez kası) ağrıları ve boyun tutulmaları oluşabilir. Bunlar, böylece yansıyan ağrıya neden olmaktadır. Sezeryan ameliyatı ile doğum yapmış kadınlarda, süregelen baş ağrısının olması veya olan başağrısının şiddetinin artması veya fibromiyalji gibi kas-yumuşak doku romatizması şikayetlerinin oluşması “Bozucu Alan” mekanizması ile oluşmaktadır. Cerrahi uygulayan doktorumuz, çoğu zaman ameliyat bölgesinden çok uzakta olan bu şikayetleri anlamlandıramayabilir.

Yansıyan-bozucu alan ağrısı vücudun her alanında oluşabilmektedir. Yani, bir boyun tutulmanızın nedeni; bademcik yansıması yada rahim-sezaryen operasyon bölgesi olabilir. Yada; sağ kalça ağrınızın nedeni, dişlerinizin yeterince sağlıklı kapanmaması sonucu oluşmuş çene eklemi bozukluğunun yansıması olabilmektedir. Benzer örnekler çoğaltılabilir.

Normal şartlarda sadece bozucu bölgenin aksaması, düzenlenememesi sorun-şikayet yaratmayabilir. Ancak, ilave bozucu alanlar ve vücudun dengeleme yeteneğini bozan diğer faktörler devreye girip arttığında, yansıyan ağrılar daha belirgin hale gelir. Bu durumda bu dengelenmeyi bozan etkenlerin, ortadan kaldırılması veya bozucu alanların dengelenmesi(reğülasyonu) gerekmektedir.

Bozucu alanlarda oluşan, yayılan zararlı uyarılar ve sağlıklı sinyaller beyindeki merkezlerde birlikte değerlendirmelere tabi tutulurlar. Bu durumda dengelenememiş, uyarılar diğer normal uyarılardan fazla veya baskın duruma geldiğinde ağrı ve hastalık ortaya çıkar.

Bozucu alan olabilen başlıca durumlar: kronik enfeksiyonlar(bademcik iltihabı, sinüzit, kıl dönmesi, barsak enfeksiyonu-mantarı vs), diş bozuklukları ve diş tedavileri, geçirilmiş olan ameliyat, yara ve yanık izleri, elektromanyetik stres ve çözümlenmeyen zihinsel sorunlardır.

Çevre ve yaşam kalitesini bozan etkenler, iklimsel değişiklikler, bozucu alanların oluşmasını kolaylaştıran faktörlerdir. Bozucu alan veya odakların ortaya çıkmasında, bireylerin savunma sistemleri de önemli bir rol oynar.

Bozucu alandan oluşan uyarıların, artması ve bedenin o uyarı karşısında kendini dengeleyememesi durumunda ağrı ve hastalıklar ortaya çıkar. Günümüzde süregelen tüm rahatsızlıkların en az %30’unun, oluşan bu bozucu alanlar tarafından meydana getirildiği tespit edilmiştir.

Günümüzde bu tür şikayetler  psikolojik olarak değerlendirilebilmektedir. Bu nedenle bu hastalara çok sık olarak psikolojik(antidepresan) ilaçlar önerilmektedir.

Ağrı ile ilgilenen hekimlerin kliniklerinde, yapılması beklenen; ağrının temel kaynağının saptanması, tüm vücudun “bütünsel yaklaşım” ile değerlendirilerek tanının belirlenmesidir. Bütünsel yaklaşım; beyin cerrahisi, nöroloji, fizik tedavi, ortopedi, ağrı uzmanının birlikte bakış alanı bulması gibi algılanmamalıdır. Bütünsel yaklaşım; vücudun bir bütün olarak ele alınarak değerlendirilmesidir.

Ağrıyı sadece bulunduğu yerin fiziksel durumu ile değerlendirmek büyük yanılgılarla sonuçlanabilir. Bütünsel yaklaşımdan uzak, bozucu alanları ve yansıyan ağrıları göz önüne almadan yapılacak ağrı tedavileri yeterince başarılı olmayabilir.

Sonuç : Bütünsel yaklaşımla, ağrı nedenleri daha net olarak ortaya konarak değerlendirildiğinde daha kalıcı ve zararsız tedaviler uygulanabilecektir.